İfade Özgürlüğü Kavramı
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAVRAMI
İfade özgürlüğü, “insanın serbestçe düşünce ve bilgilere ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına ya da başkalarıyla birlikte (dernek, toplantı, sendika vb.) çeşitli yollarla (söz, basın, sinema, tiyatro vb.) serbestçe açıklayabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir”.
İfade özgürlüğü siyasi, kültürel, ekonomik, ticari her türlü düşüncenin yazılı basın yanında her türlü mesaj, radyo, televizyon ve çağımızın en önemli iletişim araçlarından internet yoluyla ifade edilmesini de kapsar.
Düşünce özgürlüğü, insan onuru ve insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme temel hakkına dayanmakta, özgür bir birey olmanın ve özgür bir topluma sahip olmanın en önemli öğelerinden birini teşkil etmektedir.
Özgürlükçü ve demokratik bir hukuk devletinde, ifade özgürlüğü kurucu bir unsur olarak ele alınmak durumundadır. Çünkü ifade özgürlüğünün, insan ve düşünce kavramları ile birlikte değerlendirildiğinde aslında tüm özgürlüklerin temelini oluşturduğu görülmektedir.
A.ULUSAL VE ULUSLARARASI MEVZUATTA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
İfade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasamız tarafından güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin arasında yer almaktadır.
AİHS m.10/1’e hükmüne göre, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
Anayasa m.26/1’e göre, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir”.
İHAS m.10 ve Anayasa m.26’da düzenlenen ifade özgürlüğünün bir unsuru olan bilgiye erişim hakkının, bugün kabul edildiği şekli ile sadece sivil toplum örgütleri için değil, zamanla çoğulcu toplumların ana unsuru ve kendisini geliştirme hakkına sahip olan bireyi kapsayacak şekilde genişlemesi kaçınılmazdır. Bir başka ifadeyle birey, kendisini doğrudan veya dolaylı ilgilendiren her konu hakkında bilgiye ulaşabilmelidir. Bu ilgi, bireyin bizzat kendisi ile ilgili olabileceği gibi, bir toplum veya topluluk vasıtası ile de kurulabilir.
Bu noktada, kişisel verilerin toplanması ve paylaşılması ile halka açık olması gereken bilginin paylaşılmasını birbirine karıştırmamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nde kişisel verilerin Anayasa m.20/3’ün koruması altındadır. Hatta bu hüküm, kişisel verilerin sınırlanmasına dair bir özel sebep de öngörmemiştir.
Bir başka ifadeyle kişisel veriler, Anayasa dayanak alınmak ve Anayasa m.13’den hareket edilerek, en azından Anayasanın bu şekli ile kanunla dahi sınırlandırılamaz. Hatta kanun koyucu, İHAS m.8/2’yi de gerekçe alarak kişisel verilerin korunması hakkına kısıtlama gerekemez. Çünkü Anayasa m.90/5, uluslararası sözleşmelerle kişi hak ve hürriyetlerinin iyileştirilmesine elverişli olup, kişi hak ve hürriyetlerinin kısıtlanması yönü ile uygulanamaz. Bir başka ifadeyle, “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı İHAS m.8/2’de öngörülen sınırlama sebeplerine dayanılarak, iç hukukta kanunla dahi kişisel verilerin korunması hakkına sınırlama getirilemez.
Bu konuda, öncelikle kişisel verilerin korunması hakkının sınırlanabilmesine yönelik özel sınırlama nedenleri öngören Anayasa değişikliğine ihtiyaç bulunmaktadır. Mevcut hali ile Anayasa m.20/3, kişisel verilerin korunması bakımından en azından kağıt üzerinde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi standartlarının çok üstündedir. Uygulamada, Anayasa m.20/3’ün nerede ise “yok” sayıldığını görmekteyiz.
B.İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLARI
Demokratik bir hukuk devletinde ifade özgürlüğünün önemi tartışmasızdır ve bu nedenle ifade özgürlüğünün sınırlandırılması konusuna hassasiyetle yaklaşılmalıdır. Çünkü ifade özgürlüğünün sınırlandırılması, diğer birçok özgürlüğün dolaylı olarak sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Ancak tam anlamıyla bir hukuk devletinden bahsedilebilmesi için, her özgürlüğün bir sorumluluğu ve dolayısıyla hukuki sınırı olduğu da mutlaka kabul edilmelidir. Bu nedenle ifade özgürlüğünün de sınırları olduğu kabul edilmeli ve bu sınırlar hukuk çerçevesinde çizilmelidir. Nitekim düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik bir toplumun eksen özelliklerinden biri olsa da, bu özgürlük, “bireylerin öğrenmek istedikleri her şeyi bilme hakkı olduğu anlamında yorumlanamaz”.
İfade özgürlüğünün sınırlarının çizilmesi açısından normlar hiyerarşisi doğrultusunda öncelikle AİHS m. 10 hükmü ele alınmalıdır. AİHS. m. 10/2 hükmüne göre, “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”.
AY’nin “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” başlıklı m. 26/2 hükmüne göre, “Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”
Yukarıdaki hükümler değerlendirildiğinde, ifade özgürlüğünün keyfi olarak sınırlandırılamayacağı hususunun açık olduğu anlaşılmaktadır. Yasal dayanağı olan kısıtlamaların ise açık ve şeffaf bir şekilde tanımlanması ve özgürlüğün özüne zarar vermemesi gerekmektedir. Hukuk devleti, haklardan birisinin özünü zedeleyerek ve kullanımını kısıtlayarak değil, bir denge gözetmek suretiyle hakların uzlaştırılıp, kağıt üzerinde kalmamasını, yani kullanılabilir olmasını sağlamalıdır.
Hukuk normları ile güvence altına alınmış hak ve özgürlükler; yalnızca hukuk normları ile sınırlandırılmalıdır. Bu bağlamda ifade özgürlüğünün sınırlandırılması konusu AİHS ve Anayasanın ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
İlgili hükümler çerçevesinde ifade özgürlüğünün sınırlandırılması özetle aşağıdaki şartlarda söz konusu olabilecektir;
Kısıtlamanın yasayla öngörülmüş olması gerekmektedir.
Kısıtlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekmektedir.
Kısıtlamanın meşru bir amacının bulunması gerekmektedir. 01.02.2014
Av. Gürbey Akarpınar
